6’ya Tam Bölünebilme Kuralı: Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Üzerine Bir Düşünce
İstanbul’un kaotik sokaklarında, kalabalık metrobüslerde, tıklım tıklım dolu tramvaylarda ya da iş yerlerinde gözlerimi açıp çevreme baktığımda, bazen insanları ve onların yaşadığı sosyal yapıları düşünmeden edemiyorum. O anlarda, hayatın karmaşasında, sıradan bir matematiksel kuralın bile toplumsal yapıyı nasıl etkilediğini fark ediyorum. Evet, 6’ya tam bölünebilme kuralı… Matematiksel olarak, bir sayının hem 2’ye hem de 3’e tam bölünmesi gerektiği çok açık. Ama biz insanlar, toplum olarak bu tür kurallara ne kadar uyuyoruz?
İstanbul’daki yaşantımda sıkça karşılaştığım insan çeşitliliği, bu tür soruları daha derinlemesine sormama neden oluyor. Hem sokakta hem de iş yerinde, toplumun farklı katmanlarında farklı toplumsal cinsiyetler, kimlikler ve çeşitli geçmişlere sahip insanlar, 6’ya tam bölünebilme kuralına uymakta bazen daha fazla zorlanıyorlar. Peki, bu ne anlama geliyor? Toplum olarak, bazı kesimler için hayat zaten “6’ya bölünmeye” çalışırken bu kuralı uygulamak, onların en temel haklarını gasp etme noktasına gelebiliyor mu?
Matematiksel Bir Kural mı, Yoksa Toplumsal Bir Engelleme mi?
6’ya tam bölünebilme kuralını anlamak oldukça basit: Bir sayı önce 2’ye, sonra da 3’e tam bölünmelidir. Ancak bu basit kural, toplumsal cinsiyet ve sosyal adaletle nasıl ilişkilendirilebilir? İstanbul’daki bir günümde, sabah işe gitmek için metrobüse bindiğimde, karşımda kadınların daha fazla zorluk yaşadığını fark ettim. Sadece kadınlar mı? Hayır, özellikle LGBTİ+ bireyler, engelli bireyler ya da yoksul mahallelerde yaşayan insanlar, bazen bu toplumsal kuralın ötesinde, hayatın çok daha karmaşık “kurallarına” tabii oluyorlar.
İstanbul gibi büyük bir şehirde, yerel ulaşım araçlarında birbirine yaklaşan bedenler, biraz daha fazla kucaklaşıyor gibi görünüyor. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar için ayrılan koltuklar genellikle bir gereklilikten çok, bir biçimsel düzen gibi algılanıyor. Oysa gerçek şu ki, çoğu zaman bu yerler, toplumda en çok zorluk yaşayan grupların ihtiyaç duyduğu yerler. Kadınlar, iş yerlerinde her zaman eşit fırsatlar bulamıyorlar. LGBTİ+ bireylerin iş bulması, toplumda daha fazla ayrımcılığa uğraması, engelli bireylerin fiziksel engeller dışında toplumsal engellerle de mücadele etmesi, bir tür “6’ya bölünme” çabası gibi. Herkes bir kurala uymaya çalışıyor ama bazı gruplar, diğerlerinden daha zor bir yolculuk yapıyorlar.
Günlük Hayatta Toplumsal Cinsiyetin Etkisi
Metrobüs durağında sabah erken saatlerde insanların akışını izlerken, bir kadının nasıl kenara çekildiğini, yerinden kalktığında bir başkasının ona bakışını, ve bir erkeğin “haklı” olarak yerinden kalkmadığını gözlemlemek kolay. Bir yanda fiziksel mesafeler, bir yanda toplumsal cinsiyetle şekillenen mesafeler… Herkesin, metrobüs gibi dar alanlarda fiziksel olarak “6’ya bölünme” çabası var: Kimse fazla yer kaplamamak, fazla yer istememek için çaba harcıyor. Ancak, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi büyük bir engelle bu kurala uyulması zorlaşıyor.
Daha fazla yer kaplayanlar, biraz daha kendini haklı görebilenler, bazen toplumun çeşitli kesimlerinde ezilen kadınlar olabiliyor. Çoğu zaman, kadınlar hem fiziksel hem de toplumsal açıdan daha fazla yer kaplamak zorunda kalıyorlar. Bu, onlara hem kendilerini ispatlama çabası hem de sürekli bir yer arayışı gibi hissettiriyor. Aynı şekilde, toplumsal cinsiyetle şekillenen rollerin etkisi, iş yerinde de devam ediyor. Kadınlar daha düşük maaşlarla çalışırken, erkekler için bu kural işlerken, kadınlar “6’ya tam bölüneme”yorlar. Çünkü toplumsal yapılar, onları hep bir adım geriye çekiyor.
Çeşitliliğin Ekseninde 6’ya Bölünme
6’ya tam bölünebilmek için sadece sayılarla değil, toplumun çeşitliliği ile ilgili bir paralellik kurmamız gerekiyor. İstanbul, gerçekten çeşitliliğin başkenti. Herkes bir şekilde bu şehrin kuralına uymak zorunda kalıyor. Ancak kimileri daha fazla ve kimileri ise daha az eşit fırsatlarla karşılaşıyorlar. LGBTİ+ bireyler, engelli bireyler, göçmenler veya yoksul mahallelerde yaşayan insanlar, en basit sosyal haklardan bile mahrum kalabiliyorlar. Yani, aslında 6’ya tam bölünme meselesi, toplumda farklı kimliklere ve geçmişlere sahip kişilerin sosyal hayata uyum sağlamakta karşılaştıkları zorlukların bir göstergesi oluyor.
Bir gün, sokakta yürürken bir grup engelli bireyin sosyal bir etkinlikte olduğunu gördüm. Herkes bir şekilde 6’ya bölünmeye çalışıyordu: engelli bireyler için, toplumsal engelleri aşabilmek. Ancak en basit erişim hakları, aslında birer zorunluluk haline gelmişti. Toplum, onları kabul etmekte zorlanıyordu. Bu da toplumsal yapının, sayılar gibi basit bir kurala değil, bir dizi kompleks kurala dayanıyor olmasının bir yansımasıydı. Herkes bir şekilde eşit haklara sahip değil ve bu, toplumun en büyük adaletsizliğidir.
Sonuç: 6’ya Tam Bölünemezsiniz, Eğer…
İstanbul’da yaşamak, bu sorunun cevabını en net şekilde görmeme yardımcı oldu. Toplum, herkes için bir denkleme benziyor. Ancak, bazı insanlar bu denkleme daha kolay uyuyorlar; bazıları ise 6’ya tam bölünmek için çok daha fazla mücadele ediyorlar. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin bağlamında, 6’ya bölünme meselesi, yalnızca bir matematiksel kurala uymaktan çok daha fazlasıdır.
Eğer bir kadın, toplumsal cinsiyet normları nedeniyle sürekli olarak ikinci planda kalıyorsa, ya da LGBTİ+ bir birey toplumun dışlayıcı tutumlarıyla karşılaşıyorsa, bu kural sadece teorik bir problem olarak kalır. Çeşitliliğin ekseninde 6’ya bölünme kuralını uygulamak, aslında toplumun bütün bireylerine eşit fırsatlar sunduğu, adaletli bir sistemle mümkün olabilir.