Herkese merhaba! Bugün Cova olarak sizlere “Olumsuz pekiştireç örneği nedir” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
Kayseri’de Bir Gün: İçimde Sürekli Çalan O Alarm
Kayseri’de sabahlar çoğu insan için sıradan olabilir ama benim için her şey biraz fazla gürültülü başlıyor. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar, sanki hayat beni usulca değil de zorla uyandırıyormuş gibi hissediyorum. Alarm çalıyor, sonra tekrar çalıyor, sonra bir daha… O sesi duyduğum anda içimde bir sıkışma başlıyor. Sanki gün daha başlamadan yoruluyorum.
Kendime her sabah aynı şeyi söylüyorum: “Bugün daha düzenli olacağım.” Ama yataktan kalkmak o kadar kolay değil. Çünkü o alarm sesi sadece bir ses değil, üzerimdeki baskının küçük bir sembolü gibi.
Olumsuz Pekiştireç Nedir? Hayatın İçinde Fark Etmeden Öğrendiğimiz Bir Döngü
Okulda öğrenmiştik bir zamanlar: olumsuz pekiştireç, bir davranışın ardından rahatsız edici bir durumun ortadan kalkmasıyla o davranışın güçlenmesi demekti. Ama bunu kitapta okuduğum gibi değil, hayatın içinde anlayınca çok daha farklı hissediliyor.
Benim için bu kavramın en net karşılığı sabah alarmı. Alarm çaldığında kalkmazsam ses devam ediyor, kalktığımda ise susuyor. Yani aslında yaptığım şey, o rahatsız edici sesi ortadan kaldırmak. Ve fark etmeden her gün aynı davranışı tekrar ediyorum. Kalkıyorum, çünkü o sesin bitmesini istiyorum. İşte bu, hayatın içinde en sade olumsuz pekiştireç örneği nedir sorusunun cevabı oluyor.
Ama bu sadece alarm değil. Bazen babamın sesi, bazen içimde büyüyen bir huzursuzluk, bazen de kendi düşüncelerimin baskısı oluyor bu “rahatsız edici şey”.
Sabahların Gürültüsü ve İçimdeki Sessiz Çatışma
Sabahları kalktığımda evdeki sessizlik bile tam anlamıyla sessizlik değil. Kayseri’nin soğuğu pencerenin kenarlarından içeri sızarken, mutfaktan gelen hafif tıkırtılar bile zihnimde büyüyor.
Babam genelde erken kalkar. Ben hâlâ yatakta oyalanırken kapı aralanır.
“Geç kalmayacak mısın?”
Bu cümle basit bir soru gibi durur ama benim için bir baskı gibi gelir. Her sabah aynı döngü. Ben geç kalırım, o söylenir, ben rahatsız olurum, sonra kalkarım.
Ama ilginç olan şu: Kalktığım anda o ses kesilir. Söylenme biter. Ortam sakinleşir. Ve ben bunu fark etmesem bile, beynim o anı kaydeder.
Kalkmak = sesin bitmesi.
İşte olumsuz pekiştireç tam olarak burada sessizce çalışır.
İçimde Büyüyen Huzursuzluk
Bunu düşünürken kendime bazen kızıyorum. Çünkü aslında ben “sorumluluk alıyorum” gibi hissetmiyorum. Daha çok “rahatsızlıktan kaçıyorum” gibi hissediyorum.
Ve bu düşünce içimde garip bir boşluk yaratıyor.
Bir sabah yine aynı şey oldu. Alarm çaldı. Erteledim. Tekrar çaldı. Tekrar susturdum. Sonunda babamın sesi geldi:
“Kaç kere söyleyeceğim?”
O an içimdeki huzursuzluk o kadar büyüdü ki, yataktan fırladım. Yüzümü yıkadım, üstümü giydim ve evden çıktım.
Ve o an… o ses kesildi.
İşte tam o anda, olumsuz pekiştireç kendini en net haliyle gösterdi. Ben hareket ettim çünkü rahatsızlık ortadan kalktı. Ama içimde garip bir tat kaldı: rahatlama mıydı bu, yoksa sadece kaçış mı?
Gün İçinde Tekrarlanan Döngüler
Sadece sabah değil, günün başka anlarında da aynı şey oluyor.
İş ya da sorumluluklarla ilgili bir şey yapmam gerektiğinde, içimde bir baskı oluşuyor. Mesela yarım bıraktığım bir iş. Bilgisayar ekranına bakıyorum ama başlamak istemiyorum. Çünkü zihnimde bir ağırlık var.
Ama o işi yapmadıkça o ağırlık gitmiyor.
Sonunda başlıyorum. Bitiriyorum. Ve o iç sıkıntısı azalıyor.
O an fark ediyorum ki, yine aynı döngü:
Rahatsızlık → davranış → rahatlama
Ve bu döngü, fark etmeden beni şekillendiriyor.
Kayseri Akşamlarında Düşünceler
Akşam olduğunda Kayseri’nin havası değişiyor. Soğuk biraz daha derinleşiyor, sokaklar sakinleşiyor. Ben genelde odamda oturup günlüğüme yazıyorum.
Defter benim için bir tür kaçış değil, daha çok kendimi anlamaya çalıştığım bir alan.
O gün yazdığım satırları hatırlıyorum:
“Bugün yine alarmı susturmak için kalktım. Babamın sesini kesmek için hareket ettim. Ama gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece rahatsızlığı yok etmek için mi yaşıyorum?”
Bu soru beni rahatsız ediyor. Ama ilginç olan şu ki, bu rahatsızlık beni yazmaya itiyor. Yazmadığımda içimde bir baskı artıyor. Yazınca hafifliyorum.
Yani burada da aynı şey var: yazma davranışı, içimdeki sıkışmayı azaltıyor. Ve ben bunu tekrar ediyorum.
İlişkilerde Sessiz Pekiştirme
Sadece evde değil, arkadaş ilişkilerimde de benzer şeyler yaşıyorum.
Bir arkadaşım uzun mesajlar attığında ve cevap vermediğimde, içimde bir suçluluk hissi oluşuyor. O hissi yok etmek için cevap yazıyorum. Ve cevap yazdığım anda o rahatsızlık azalıyor.
Bu bile bir döngü.
Bazen düşünüyorum: Gerçekten iletişim kurmak için mi yazıyorum, yoksa sadece içimdeki o rahatsız edici hissi susturmak için mi?
Bu sorunun cevabı her zaman net değil.
Ama bildiğim tek şey var: Rahatsızlık gidince ben rahatlıyorum. Ve bu rahatlama, davranışımı tekrar ettiriyor.
İç Sesle Yüzleşme
Gece olduğunda, herkes uyuduğunda, iç sesim daha net duyuluyor.
“Sen gerçekten istediğin için mi yapıyorsun, yoksa sadece kaçmak için mi?”
Bu sorular bazen uyutmuyor beni. Yatakta dönüp duruyorum. Telefonu açıyorum, kapatıyorum.
Sonunda kalkıp su içiyorum. Ve o huzursuzluk biraz azalıyor.
İşte yine aynı şey.
Rahatsızlık → davranış → rahatlama.
Bunu fark etmek hem iyi hem kötü. Çünkü bir yandan kendimi tanıyorum, ama diğer yandan ne kadar otomatik yaşadığımı görmek biraz sarsıyor.
Küçük Bir Kavrayış: Hayatın Görünmeyen Mekanizması
Zamanla şunu fark etmeye başlıyorum: hayatımın birçok yerinde görünmeyen bir sistem çalışıyor.
Alarm sesi, babamın söylenmesi, içimdeki suçluluk, ertelenmiş işler…
Bunların hepsi beni harekete geçiren küçük iticiler gibi.
Ve ben çoğu zaman “isteyerek” hareket ettiğimi sanıyorum. Ama bazen sadece rahatsızlıktan kaçıyorum.
Bu düşünce ilk başta biraz ağır geliyor. Çünkü insan kendini daha özgür hissetmek istiyor. Ama gerçek şu ki, davranışlarımın bir kısmı bu görünmez döngülerle şekilleniyor.
Bir Gün Değişen Şey
Bir sabah alarm çaldığında hemen kalkmayı denedim. Sadece denemek.
O sesi uzatmadan, ertelemeden yataktan çıktım. Babam henüz bir şey dememişti bile.
O an garip bir şey hissettim. Alıştığım o “kaçış hissi” yoktu. Sanki davranışımı bir baskıdan değil de bir seçimden yapmıştım.
Bu küçük an bile beni düşündürdü.
Belki de her şey, rahatsızlıkla nasıl ilişki kurduğumla ilgiliydi.
Günlüğün Son Sayfalarında
Günlüğüme yazarken artık daha dürüstüm kendime karşı.
Her şeyin bir neden-sonuç döngüsü içinde olduğunu kabul etmek kolay değil ama inkâr etmek de mümkün değil.
Ben Kayseri’de yaşayan sıradan bir genç yetişkinim. Ama içimde dönen şeyler hiç sıradan değil gibi geliyor bazen.
Sabah alarmı, evdeki sesler, işlerin ağırlığı, ilişkilerdeki küçük baskılar…
Hepsi bir şekilde beni hareket ettiriyor.
Ve ben, bu hareketin içinde kendimi anlamaya çalışıyorum.
Bazı günler bu farkındalık beni rahatlatıyor. Bazı günler ise daha çok yoruyor.
Ama yazmaya devam ediyorum.
Çünkü yazmadığımda içimdeki o sıkışma geri geliyor.
Benzer Konular: Kablosuz CarPlay nedir ?